Gezdiğim Yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezdiğim Yerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Color Up


Bu etkinlikten önceden beri haberim yoktu.Dün sabah öğrendim ve yurtdışındaki insanların instagramından görmüş olduğun ve hep yapmak istediğim için hemen kuzenimin odasına koştum ve yapmamız gerek dedim.

Evden erken çıktık çünkü ücretsiz bir etkinlik olduğu için hem kalabalık olur hem tişört bulamayız düşüncesi içerisindeydik.Ve baya şanslı olarak vardığımız an tişörtleri aldık ve giyindik.Bazı insanlar tişört kalmamasından yakınıyordu ben böyle etkinliklerde hep önceden gidilmesi taraftarıyım o yüzden.Geriye 40 dakikamız kaldığı için bebek parkına girip çimlerde oturduk fotoğraf falan çekildik.Normalde arkadaşımla orda buluşacaktık ama o geç geldiği ve tişört bulamadığı için geç başladı koşuya bende kuzenimle önden gittim.

Koşu dediğimde aslında koşu değildi.Benim için iyi bir şey bu koşmayı pek sevmem ama koşma umudu olup gelen insan varsa onları bilemeyeceğim.Boya atılan yere varıyoruz hep ama hep bizden önce atılmış oluyor deliriyoruz.Kararlıyız boyanmadan dönmeyeceğiz.Etrafta yuvarlanan insanlar görünce bizde dayanamadık attık kendimizi yerlere ve mutlu bir şekilde kalktık.Boyandığımızı sanıyoruz o esnada.Sonra konser alanına geldiğimizde bir baktık boyaladı buraya saklamışlar.Gönlümüzce boyalandık.Hatta  ağzımıza , burnumuza bile doldu.



Solo Türk'ün uçaklarla yaptığı gösteriler vardı ve gerçekten çok hoşuma gitti.Dj'in açtığı şarkıları dinleyip dans ettikten sonra birde süprizleri vardı.Twitter'da instagram'da swarm'da paylaşımlarına #gençlikbeşiktaşta yazıp paylaştıkça sayı artıyordu.Sırasıyla üç perdeyi açtılar.Bence oldukça gereksiz olan bir süprizdi.Birinde bir kadın dans ediyordu,diğerinde akrobatik hareketler yapan biri vardı sonuncuda da ateşle tehlikeli hareketler yapan bir tip vardı.Pek ilgilendiğim bir şey değildi ama onun ardından Murat Dalkılıç çıktı ve gerçekten güzeldi.Özellikle Murat Dalkılış seven biri değilim ama insan şarkılarını durmadan duyuyor ve görünen o ki çoğunu ezbere biliyormuşum.



Uzun lafın kısası çok güzel bir etkinlikti.Ben şahsen çok eğlendim...









29 Ağustos 2014 Cuma

Yaban Ellerde Hasta Olmak



5. Ve 6. Gün

İstanbuldayken her gün sabahlıyordum.Okul varken izleyemediğim dizileri bitirmem gerekiyordu çünkü Amerika'dayken izleyemeyeceğimi biliyordum.Sabahlarken gözümde böyle bir şey varmış gibi bir his oluyordu.Uykusuzluktan diye düşünüyordum ama Amerika'ya gidincede devam etti.En son lensim kaydığında düzeltiyim derken katladım.Her zamanki becerikli ben bir keresinde çıkarıcam derken gözümde parçalamıştım da gittiğim doktor meslek hayatında ilk defa böyle bir şey gördüğünü söylemişti.Neyse lens katlandıktan sonra dahada beter oldu gözüm.Ertesi gün okula gittiğimde bir anda yanmaya başladı ve gözümün beyazı tamamen kırmızıya başladı.Hemen lensleri çıkardım okuldan bana doktor adresi vermesini istedim.


Otobüse bindik kızlarla ama deli gibi yanıyor gözlerim.Zaten hiç bir şey görmüyorum moralim fena halde bozuldu.En sonunda doktora vardığımızda bana ne dediler?18 yaşından küçükler refakatsiz doktor göremezlermiş.Eğer böyle bir durumda kalırsanız aklınızda bulunsun tek başınıza doktora gitmeyin.

Okula geri döndük bu yüzden ve herkesin işi varmış refakatçi veremiyorlarmış.Bu sırada kırmızılığı dahada artmıştı.Vampir günlüklerini izleyenler bilir vampirler vampir yüzüne geçince gözlerinin akı tamamen kırmızıya döner.Aynı öyle olmuştu.



İzlemeyenler için örnek olarak böyle olmuştu gözlerim.

Normalde önümüze baktığımızda kenarlarıda görürüz ya işte sağ gözümle kenarları görmemeye başladım.At gözlüğü takmışım gibi böyle.İyice korkmaya başladım bu yüzden.

Annemde sabaha kadar oturdu bizim saatlarimizle akşam üzeriydi.Beni götürmüyorlar diye çok sinirlendi.Konsolosluğu aramış böyle bir şey olabilir mi?

Sonunda host mother'ımı aramak geldi aklıma.Annem izin kağıdı imzalayıp attı.Kağıdı aldıktan sonra transit center'da  Melody'yi bekledikten sonra doktora yeniden gittik.Bu sefer neyseki aldılar beni.

Bir kağıt veriyorlar üzerinde doktorun soyadı ve MD yazıyor.House Md gibi.Anlamını anlamamıştım diziyi izlediğimde bazı şeyleri yaşayınca anlıyormuşsun.

Doktorun yanına girdim gözlerime baktı.Gözümü çizmişim büyük ihtimalle lenslerimi çıkarırken.Uzun tırnakla lens kullanmayın derler hep nedense bu öneriye hiç kulak asmamıştım.Ama siz siz olun bu acıları çekmemek için lenslerinizi düzgün kullanın.Göz cidden çok önemli.Doktor merhem yazdı.Eve gittikten sonra bu sefer Lindsey beni eczaneye götürdü.Tabii orda 16 yaşından itibaren arabaları olabiliyor o yüzden onun arabasına geçtim bu kez.



Ertesi gün klasik amerikan kahvaltısı ettik.Krem peynirli bagel,meyvelerin üzerine yoğur onun üzerinede cornflakes.

Bagelları çok sevdim ama o meyveli yoğurt olayını hiç beğenmedim.Nerde benim menemenlerim?

Okula gittim ama lenslerim yok ya gözümde hiç bir şey göremiyorum.Amerikaya gitmeden gözlüğümü kırmıştım fazla kullanmıyorum diye yaptırmamıştımda.Tahtayı göremeyince tahtanın fotoğrafını çekip ekrandan bakmak zorunda kaldım.




Okuldan sonra sahile gittik yüzelim dedik.Ama nasıl pis anlatamam.Birde Arsuz'unn sahillerini eleştirirdim ben.Ayağımı soktum sadece zaten buz gibi heryer yosun nasıl geri kaçacağımı şaşırdım.Arsuz'da deniz sıcacıktır hiç alışık değilim bu yüzden.Zaten okyanustaki yaratıklar hakkında değilik değişik düşünceler geçiyor aklımdan.Başta köpekbalıkları.

Sahili beğenmeyince çıktık State Street'e döndük.

Hayalkırıklığını amerikanlar nasıl geçirir?Tabii ki dondurmayla.Madem amerikadayız amerikan kültürünü öğrenelim biraz ;)


Cold Stone'un dondurmaları ilk bir kaç yiyişte çok güzel oluyor.Cidden değişik ama bir kaç yiyişten sonra insan bıkıyor.


Bizim beşli...

28 Ağustos 2014 Perşembe

Okulun İlk Günü



3.Gün

Sabah o yorgunluğun üzerine birde erkenden kalktık.Jet-lag'da cabası zaten.

Önceki akşam yemek yemediğimiz için çok acıkmıştık ve evde kimse uyanmamıştı.Nasıl bir şeyler yiyeyeceğiz diye düşünürken neyseki kadın uyandı ve sebzeli değişik bir omlet hazırladı yerken durmadan nerde benim menemenim diye düşünüyordum.

Sonra otobüse bindirir yollar bizi diye düşünürken bizi araba ile bıraktı kaybolma korkumu erteledim host mother'ım sayesinde.

Okulun bahçesinde kayıt işlemlerimizi tamamlamamız gerekiyordu bu yüzden bahçe çok kalabalıktı.Çok güzel bir görüntüydü herkes farklı bir ülkeden farklı farklı dilleri duyuyorsun.

Rüya ben ve Miray aynı okuldaydık ama Buse ve Zeynep 16 yaşlarını doldurmadıkları için Westmont adlı üniversiteye gidiyorlardı.Biz ise normal kampüsteydik.

Bizi kuralları ve okuldaki işleyişi anlatmak için toplantı odasında topladılar.Bizim ülkemizin kural açısından daha rahat olduğunu anlamış bulundum.

*18 yaşından küçüksen gece 10'dan sonra sokakta dolaşmak yasak.(Polisler farkederlerse içeri alıyorlarmış.Ne kadar doğru bilemiyorum beni hiç farketmediler belki de)

*Sokakta sarhoş gibi yürümek yasak.Geceleri gülerek yürümeye korkuyorduk sarhoş sanıp içeri alacaklar diye.

*21 yaşından küçüksen alkol kullanmak yasak zaten ve 21 yaşından büyük biri 21 yaşından küçüklere verirse o da suçlu oluyor.Geçen yıllarda büyük biri 18 yaşındaki birine içki almış.Çocuk sarhoş olunca bir arabanın altında kalmış ve şuan içkiyi veren kişi hapisteymiş.

*Polis gördüğün zaman polis dememeliymişiz.Bizde memur diyorduk aramızda bir şey anlamıyorlardı.

*Kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçmenin cezası 200 dolar.(Ve biz Türk grubu olarak durmadan bu kuralı yıktığımız için sermayeyi kediye yüklerdik ama neyseki hiç yakalanmadık.)



Toplantı bittikten sonra Buse ve Zeynebin gelmesini beklemek ve karnımızı doyurmak için Aldo's adlı italyan restorantına gittik.Eğer yolunuz Santa Barbaraya düşerse kesinlikle makarnasından yemeniz lazım bence.



Yemekten sonra kızlarla buluştuk.Kırk yıldır birbirimizi görmemişiz gibi birbirimize koşup bir sarıldık.Yanlarında Zinnure'de vardı.Onunla uçağa binmeden önce tanışmıştık.

Kitaplarımızı almak için okula geri dönmemiz gerekiyordu.Okuldan kitapları alırken aynı zamanda eve giden yol tarifimiz için yardım istedim.Tarifi almama rağmen içimde korku vardı.


O gördüğünüz siyah kısımları yürümemiz gerekiyordu.Nasıl doğru sokaktan sapacağız diye bir endişe çökmüştü içime.

Kızlarla State Street'i keşfedelim diye gezinmeye başladık.Zaten State Street Santa Barbara'a gezilebilecek tek yer.Bütün restorantlar ve mağazalar orda.Bir de gezilmelik olarak Isla Vista var.Orasıda tüm partilerin olduğu yer.

Keşiften sonra eve gitme zamanı gelmişti.Bütün otobüslerin bulunduğu Transit Center'a gittik.Orda otobüsümüze bindik ve hangi durakta ineceğimizi bilmiyoruz.Otobüs şoförüde sağolsun yardımcı oldu ama yine de o da tam bilmiyordu nerde 

inmemiz gerektiğini.Sonra Miray "Burası," dedi.İndik orda.Sabah kadın bizi bırakırken Mc Donalds görmüştüm ve neden bilmem Mc Donalds diye mırıldanmıştım.Miray'da Mc Donalds'ı görüp evimizin yakında olduğunu anlamış.Sabah neden mırıldandığımı anlamamıştım ama demek ki evimizi bulalım diyeymiş.

15 dakikalık yürüyüşten sonra evimize vardık.Hemde kaybolmadan.

Akşam kadın bize taco hazırlamıştı.Ve onlar yediğim en güzel tacolardı.Hala jetlag olduğumuz için erkenden uyumuşuz.

24 Ağustos 2014 Pazar

Evden Uzak Bir Ay




1.Gün

İlk defa ailemden uzak kalışım değildi.İlk defa ailemsiz yurtdışına çıkışımda değildi ama özeldi çünkü önceki gidişimde başımızda okulumuzdan bir hocamız gelmişti.Bizimle onun ilgileneceğinin rahatlığı vardı.Bu sefer gittiğim şirket okulumuzdan bağımsız bir şirketti ve tek başımaydım.

Uçağa saatler kaldığı zaman her zaman kavga ettiğim kardeşimle kavga etmeyi bile kestik.O ağlamaya başladı ordan sonra ipler bende kopmuş gidene kadar ağladım.

Uçağımız sabah altıda olduğu için arkadaşlarımla hiç uyumama kararı almıştık.Uçakta uyuruz nasılsa diye.Bütün akşam birbirimize "Son çay,son döner" gibisinden snapler attık.Kardeşim uyumamakla inat ettiği için 3'e kadar onunla beraber oturduk sonra gittik babamı uyandırdık.3 buçuk gibi yola çıktık.Havaalanına gittiğimizde arkadaşlarımla birbirimize koşup sarıldık.Birbirimizden cesaret almaya çalışıyorduk.Check in'imizi ve bavul verme işlerini hallettikten sonra sıra gelmişti pasaport sırasına girmeye.Ordan sonrasına ailemiz gelemiyordu.Gözlerim dolsada geri atmaya çalışıyordum ama kardeşim çoktan ağlamaya başlamıştı bile.Zar zor ailemden ayrıldıktan sonra pasaport kuyruğuna girdik.Sabah saati olduğu için boştu normalde uzun bir sıra beklememiz gerekirdi.Tek başımıza nasıl uçağı bulduk nasıl attık hiç bir fikrim yok ama başımızda birinin olmaması beni çok korkutuyordu.



Uçağın içinde gerim gerim gerilmemize rağmen uçağın kalkış anını çekmek istedik.Tam kalkarken cama su sıçradığı için pek de hoş bir görüntü olmadığı için hala yerdeykenki halinin resmini koyuyorum.

4 saatlik uçak yolculuğu sonucunda Amsterdam'a vardık.Tek başımıza aktarmayı yapmamız gerekiyordu.Doğruyu söylemek gerekirse en çok korktuğum kısım buydu.Amerikaya vardığımızda arayabilceğimiz şirket yetkileri olacaktı ama burda yapayalnızdık.Neyse ki korktuğum hiçbir şey olmadı ve uçağımıza varabildik.14,15 saatlik bir yolculuk olacaktı neredeyse yarısından fazlasında uyudum.

Los Angeles'a vardığımızda pasaport kontrolüne gittik.Cem Yılmaz'ın Fundamental'ı yüzünden geriliyoruz "What is your purpose of visit?" diye soracaklar diye.Neyseki fazla zorlamıyorlar ve ülkeye giriş yapabiliyoruz.

Geriye sadece şirketten bizi karşılamaya gelenleri bulmak kalıyor.





Günün geri kalanını anlatmak yerine önce gittiğimiz yer hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.Santa Barbara Los Angeles'ın yörekentidir.Sessiz sakin bir kasaba olarak düşünebilirsiniz.Gerçi Elliot Rodger'ın yaptığı katliam orda gerçekleşmişti biz oraya varmadan bir hafta kadar önce.Onun dışında sakin bir kasaba.Los Angeles gibi bir dolu palmiyeleri olan doğallıklar içinde bir şehir.

Diğer yazılarımda Santa Barbara ve orada geçirdiğim bir ay hakkında bahsetmeye devam edeceğim...