uçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uçak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2015 Cuma

Uçuş Planı/Flight Plan/Film Yorumu

Fransızca sınavından sonra neyse ki ders işlemedik ve "Uçuş Planı" adlı filmi izlemeye başladık.Ben filmin adını duymuştum çünkü hem eski hemde ünlü bir film.Televizyonda da hep yayınlanmış ama ben televizyonda zap yapan bir insan olmadığım için hiç denk gelmedim.İzleyeceğim bir şey varsa oturur izlerim sonra kalkar giderim.Öyle bir ilişkimiz var televizyonla.Fakat Fransızca sınıfında 10 kişiysek diyelim 8 kişi filmi izlemişti.Bir dolu spoiler yiyerek.Hatta ona artık spoiler bile diyemem tüm filmin gidişatını öğrenerek izledim.Tamda benim en sevdiğim tarzdı.Saf saf izleyip sonunda "Aa ne kadar gerizekalıymışım.Nasıl anlayamadım?" diyebileceğimiz filmlerdendi.


Filmin konusu;

Eşinin ölümünden sonra zor günler içeren Kyle Pratt kızı ile beraber bir yolculuğa çıkar. Son derece modern bir jet uçakta geçen bu yolculuk sırasında küçük kızı aniden kaybolur. Çıldırma noktasına gelen kadın kızını hiçbir yerde bulamaz. Üstelik hosteslerden bazıları seyahati boyunca yalnız olduğunu ve uçak listesinde kızının adına benzer bir kayıt olmadığını söylerler.
Kyle gerçekten aklını mı kaçırmaktadır yoksa uçaktaki herkesin dahil olduğu bir komplo ile karşı karşıya mıdır? Genç kadının cevaplaması gereken kocaman bir soru işareti bütün gizemiyle onu beklemektedir.

11 Kasım 2005
2005 - ABD
Dram ,  Gerilim ,  Gizem
98 Dak.
Yapımcı                   ,  



Benim yorumum;

Zekice planlanan kurguları çok seviyorum.O yüzden bu film en sevdiğim filmler arasına girdi bile.Başından beri acaba ne olacak diye bekletebilen filmlerden.Durgunlaştığı pek olmadı.Acaba öyle mi,yoksa böyle mi diye sora sora zaten filmin sonuna gelirsiniz ve gerçekler ortaya çıkar zaten.Gayet izlemesi zevkli bir film gerek senaryo olsun gerek oyunculuklar olsun çok iyiydi.Zaten Sean Bean oynuyor oyunculukların kötü olması beklenemez.Arkadaşımla Peter Saarsgard'a bakıp bakıp acaba bu adam kimdi tanıdık geliyor diye düşündük bende hemen oynadığı filmlere bakmak için imdb'yi açtım.Sonra filmde oynayan kimi göreyim?Sean Bean!Diğerlerine dikkat etmekten pilota dikkat etmemişim ve hala nasıl gözümden kaçtığına şaşırıyordum.Normalde olsa sesinden tanırım fragmanı izleyince sesinin nasıl kendini belli eden bir ses olduğunu bir kez daha hatırladım ama biz birde fransızca dublajlı izliyorduk.Ek olarak fransızca dublajlar genelde çok güzel oluyor öyle türkçe dublajlar gibi ben burdayım demiyor.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Varış

2.Gün

Yolculuk toplam 30 saat kadar sürdüğü için ikinci güne geçiyorum.

Uçakta bize iki kağıt vermeleri gerekiyordu doldurmamız için ama bize bir tane vermişler.Pasapot kuyruğunda ikincisini doldurmakla uğraştığımız için bavul alım yerine bayağı bir geç kaldık.Koştur koştur oraya gittik bir yandan şirketten gelen ekibin bizi bırakmamış olmaları için dua ediyoruz.Bir baktık bavullarımız yok.Başımdan aşağı kaynar su dökülmüş gibi oldum hemen diğer tarafına geçtim ve kendi bavulumu gözüme kestim.Üzerine tanımak için oyuncak koyduğum için bayağı bir kolay oldu.

Bavulumuzu alıp çıktığımızda (ki bu çok komik bir görüntüydü resmen kendi boyumuzdaki bavullarla cebelleşiyorduk) şirketin çalışanlarını aramaya koyulduk.Gitmiş olma ihtimallarini aklımdan silmeye çalışıyordum.Eğer gitmişlerse ilk uçakla Türkiye'me döneceğim diye planlar yapıyorum kafamda.Şirketin adını gördüğümüzde sevinçten uçtuk resmen.

Havaalanından dışarı çıktığımızda annemi arayıp beni geri almasını söyleyesim geldi çünkü şehir bana o kadar büyük geldi ki korkmamak elde değildi.Yarım saat kadar bekledikten sonra otobüs geldi.Santa Barbara'ya giden yolun tamamı yeşillikti.Cidden bu kadar yeşilliği belgrad ormanında bile gördüğümü sanmıyorum.Her yeri görmek istiyordum ama gözlerim kararıp duruyordu.Yarı izledim yarı uyudum.Bir saatlik yolculuğun sonunda bizi okula bıraktılar.Evlere dağıtılmamız için taksiler çağırmışlardı Winona (doğru yazdım mı emin değilim) , Zeynep ben ve Miray aynı taksideydik.Bizim adresimizi yanlış vermişler iki saat adresimizi aradık daha sonrada bizi eve bıraktığında evde kimse yoktu.Adresi zar zor bulduğumuz için doğru adres mi emin de değildik geri taksiye bindik.Önce Zeynebi sonra Winona'yı bıraktıktan sonra Miray ve ben bizim evimize geri döndük.Bir umut yola bakıyoruz gelsin kadın diye.Issız bir yol kimsede geçmiyor.Sonra bir araba girdi dua ediyorum kadın olsun diye ve oydu!Kadınla tanıştık sarışın çok genç gözüken bir kadındı.Ev klasik bir amerikan eviydi.Tek katlı bir evdi.Ev küçüktü ama evin iki katı bahçesi vardı.Bahçede jakuzileri ve trambolinleri vardı.Odamızda bir buçuk kişilik bir yatak ve iki kişilik koltuk vardı ve kadın birimizin koltukta yatacağını söyledi.Ben hemen atladım bir arkadaşız aynı yatakta yatabiliriz diye.O minik koltuğa sığmamızın imkanı yoktu çünkü.Kadın pencereyi gösterip kedileri Bella'nın sadece bu pencereden girdiğini söyledi.Bende eğildim pencereye kedi dışarda mı diye ve kedi saniyesinde üzerime atladı.Tabii bastım çığlığı...Bizim host mother ben gidene kadar bunu hatırlattı ilk günden bir güzel rezil oldum yani.

Hemen wi-fi'nin şifresini aldık ve benim deyimimle insanlığa dönüş yaşadık.Hemen annemle kardeşimle konuştum gelen mesajlara cevap verdim ve bizim diğer kızlara durumlarını sormak için mesaj attık.Ne yazıkki evini ve ailesini seven bir tek bizdik.Zeynebin evi kalabalıktı ve ev çok küçüktü.Rüyanın evi üç katlıydı ve sürü insan yaşıyordu host mother'ı sadece öğrencileri ağırlamıyordu evini aynı zamanda kiralıyorduda.Rüya evde her gün daha önce tanımadığı insanlarla karşılaşıyordu o derece kalabalıktı.Buse'nin evinde birisi hastaymış diye onu bir rezidansa koymuşlardı ilk gün için ve orda tekti.Herkesin durumu limoni olduğu için ailemi ve evimi çok sevmiş olmam yüzünden  vicdan azabı çektim bir süre.Şans biraz bu işler galiba...




Bizimkiler kaybolmayalım diye odamıza bir harita bile asmışlardı.

Bir süre sonra host sister'ımız geldi eve.Kız yüzücü/can kurtaran olduğu için denizden gelmişti.Güzel sarışın bir kızdı ve çok cana yakındı bizden sadece bir yaş büyüktü o yüzden iyi anlaşmıştık.

Uykumuz erken geldiği için akşam yemeğinden önce saat 8 gibi uyuduk zaten dinlenmemiz gerekiyordu ertesi gün okul vardı...

24 Ağustos 2014 Pazar

Evden Uzak Bir Ay




1.Gün

İlk defa ailemden uzak kalışım değildi.İlk defa ailemsiz yurtdışına çıkışımda değildi ama özeldi çünkü önceki gidişimde başımızda okulumuzdan bir hocamız gelmişti.Bizimle onun ilgileneceğinin rahatlığı vardı.Bu sefer gittiğim şirket okulumuzdan bağımsız bir şirketti ve tek başımaydım.

Uçağa saatler kaldığı zaman her zaman kavga ettiğim kardeşimle kavga etmeyi bile kestik.O ağlamaya başladı ordan sonra ipler bende kopmuş gidene kadar ağladım.

Uçağımız sabah altıda olduğu için arkadaşlarımla hiç uyumama kararı almıştık.Uçakta uyuruz nasılsa diye.Bütün akşam birbirimize "Son çay,son döner" gibisinden snapler attık.Kardeşim uyumamakla inat ettiği için 3'e kadar onunla beraber oturduk sonra gittik babamı uyandırdık.3 buçuk gibi yola çıktık.Havaalanına gittiğimizde arkadaşlarımla birbirimize koşup sarıldık.Birbirimizden cesaret almaya çalışıyorduk.Check in'imizi ve bavul verme işlerini hallettikten sonra sıra gelmişti pasaport sırasına girmeye.Ordan sonrasına ailemiz gelemiyordu.Gözlerim dolsada geri atmaya çalışıyordum ama kardeşim çoktan ağlamaya başlamıştı bile.Zar zor ailemden ayrıldıktan sonra pasaport kuyruğuna girdik.Sabah saati olduğu için boştu normalde uzun bir sıra beklememiz gerekirdi.Tek başımıza nasıl uçağı bulduk nasıl attık hiç bir fikrim yok ama başımızda birinin olmaması beni çok korkutuyordu.



Uçağın içinde gerim gerim gerilmemize rağmen uçağın kalkış anını çekmek istedik.Tam kalkarken cama su sıçradığı için pek de hoş bir görüntü olmadığı için hala yerdeykenki halinin resmini koyuyorum.

4 saatlik uçak yolculuğu sonucunda Amsterdam'a vardık.Tek başımıza aktarmayı yapmamız gerekiyordu.Doğruyu söylemek gerekirse en çok korktuğum kısım buydu.Amerikaya vardığımızda arayabilceğimiz şirket yetkileri olacaktı ama burda yapayalnızdık.Neyse ki korktuğum hiçbir şey olmadı ve uçağımıza varabildik.14,15 saatlik bir yolculuk olacaktı neredeyse yarısından fazlasında uyudum.

Los Angeles'a vardığımızda pasaport kontrolüne gittik.Cem Yılmaz'ın Fundamental'ı yüzünden geriliyoruz "What is your purpose of visit?" diye soracaklar diye.Neyseki fazla zorlamıyorlar ve ülkeye giriş yapabiliyoruz.

Geriye sadece şirketten bizi karşılamaya gelenleri bulmak kalıyor.





Günün geri kalanını anlatmak yerine önce gittiğimiz yer hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.Santa Barbara Los Angeles'ın yörekentidir.Sessiz sakin bir kasaba olarak düşünebilirsiniz.Gerçi Elliot Rodger'ın yaptığı katliam orda gerçekleşmişti biz oraya varmadan bir hafta kadar önce.Onun dışında sakin bir kasaba.Los Angeles gibi bir dolu palmiyeleri olan doğallıklar içinde bir şehir.

Diğer yazılarımda Santa Barbara ve orada geçirdiğim bir ay hakkında bahsetmeye devam edeceğim...