13 Mayıs 2015 Çarşamba

Doctor Who?

Bugün ne izliyorum?

              DOCTOR WHO



Uzun bir süredir Doctor Who izlemeye ara vermiştim.Yani yeni sezon geldiği gün yazın açmıştım ve galiba donup donup duruyordu yeni doktora alışamamıştım ve kapamıştım.Ve yaklaşık bir yıldır ara vermiş durumdayım.Arada eski sahneleri açıp izliyordum.Her neyse bugün Modern Family'deki biriken bölümleri bitirdiğim için Doctor Who'ya dönmek istedim ve bugün Doctor Who izliyorum.

Doctor Who izlemeye başlamadan önce yaklaşık 4 yıl önce forumda izleyenlerin konuşmalarına şaşkınlıkla bakıyordum.Bu jenerasyon ne?Neden değişiyor?Neyi değişiyor?Neyi olduğu gibi kalıyor?Kafam bayağı karışıktı onun için aklıma gelen kafa karışıklıklarımla alakalı bir Doctor Who rehberi hazırlamaya karar verdim.

Doctor Gallifrey gezegeninden gelen bir uzaylı.Ama hangimiz değiliz ki?Sonuçta hepimiz uzayda yaşıyoruz.Neyse işin felsefe boyutunu bir kenarda bırakıp devam edeyim.Ve bir zaman lordu.Zamanda ve uzayda yolculuk yapabilen bir polis kulübesi var.Normalde istediğin döneme göre ayarlayabiliyorsun zaman makineni ama hatırladığım kadarıyla Doctor bozmuştu o yüzden hep aynı makineyle devam ediyor dizi.Bu değişmeyen nadir şeylerden biri.Mesela kulübenin içi değişiyor her Doctor'a göre.İçerisi dışarıdan büyük tabii çünkü orada yaşıyorlar.


Doctor kalan son zaman lordu o yüzden omuzlarında tabii büyük bir yük var olarak da tanımlayabiliriz.Dolaşarak dünyanın her yerinden dostlar ediniyor ve eğer gerçekten özellerse onları yanına alıyor.Ve geleceği,geçmişi ve uzayı gösteriyor...Her kızın hayali öyle değil mi?

Ve tabii ki düşmanlar ediniyor,dünyayı kurtarmaya çalışıyor bunlar onun ölmesini sağlayacak şeyler.Nitekim ölüyor...Fakat ölürken rejenerasyon geçiriyor ve yeni bir insan oluyor.Bir tek anılar kalıyor.Tipi ve kişiliği değişiyor.


Her seferinde ben öncekini seviyorum alışamayacağım dedim ama alıştım.Her seferinde daha da bağlandım gibi bir şey oldu.Peter Capaldi'yi Skins'ten tanıyordum aslında bakalım ona alışabilecek miyim...

Şimdi ilk sezondaki Doctor'u ve karakterleri tanıtacağım.


                     Doctor

Aşırı heyecanlı ve tezcanlı Doctor'larımızdan bir tanesi.Gerçi şuan farkettim de genelde hepsi öyle oluyor.Bir konuda suçluluk duyduğu için hafif bir hüznü vardır ama neşesi hepsini kapatır.Neden suçluluk duyduğunu söylemeyeceğim siz yavaş yavaş öğrenirken ki zevkinizi almak istemiyorum.Ben Doctor Who'da en çok bu olayı seviyorum her bölüm çok zekice birbirine bağlantılı oluyor ve cidden sonunda "Vay be insanlar ne kadar zeki." oluyorsunuz.


                  Rose Tyler

Bu kızı var ya ben çok seviyorum.Bu kız benim en çok sevdiğim yardımcısı Doctor'un.Zeki,tatlı,düşünceli ve yardımsever...Bazıları aksini düşünse de bana göre çok güzel bir kız ve değişik bir çekiciliği olduğu kanısına vardım.Acayip cesur bir kız bir kere de dur denilen yerde dur kendini tehlikeye atma hemi çocuğum?



         Kaptan Jack Harkness 

Jack Harkness adam mıdır?Adamdır!Bu karakter kendini bana o denli sevdirmiştir ki odamda şuanda bir oyuncağı duruyor.Doctor Who'nun asi çocuğu.Kurallara uyan insanlara alışmışken bir anda ortaya çıkar kendi çapında günü kurtarır.Bunları yaparken aynı zamanda eğlenir,flörtleşir...Yani bu karakteri sevmemek imkansız.Doctor Who'nun spin off'u olan Torchwood'un başrolüdür aynı zamanda.


                Jackie Tyler

Rose'un hafif çatlak annesi Jackie'de akılda kalıcı karakterlerdendi.Kızının zaman yolcusuna kaçmasını sanırsam münasip bulmayan annesi hep Doctor'a gıcıktır.


               Mickey Smith

Rose'un eski sevgilisi mi desem,sevgilisi mi desem arasında kaldığım karakter.İlginç bir ilişkileri var.O da bir süre sonra hikayeye dahil oluyor.


Sanırım ilk sezondaki kalıcı karakterler sadece bu kadardı.Bir kaç yıl önce izlediğim için tam hatırlamıyorum :)


Not:Bilenler bilir ama dizi aslında 50 yıllık dizi kaybolan bölümler ve hala bulunan bölümler var.Bunu yeni dizi olarak kabul edebilirsiniz.Burdan başlayarak anlayabilirsiniz ben eski diziyi izlemedim ama izlemeyi çok istiyorum.


10 Mayıs 2015 Pazar

Modern Family

Bugün ne izliyorum başlığı altında izlediğim dizileri , programları tanıtmaya karar verdim.Okuduğum kitapları da her bitirdiğimde yorumlamak istiyorum.Eskiden okuyup aklımda yer edinen en sevdiklerimi de ara ara yorumlayabilirim.

Bugün ne izliyorum?




            MODERN FAMİLY

Şimdi kendi ağzımdan konuyu anlatacak olursam birbiriyle akraba olan üç ayrı ev yani aile konumuz.Ve aile bu yeni çağımıza fazla fazla uygun bir aile.Belki Türkiye'de daha böyle aileler görmemiz zor olabilir ama Modern Family'deki aile ayarında bir modernlikte.Çok çok abartı olaylar görmedim ben yani en azından benim görüş açıma göre abartılık yoktu.Şimdi karakterler üzerinden tanıtmaya başlayacağım diziyi.



                Jay Pritchett

Ailemizin en büyüğü ve benim en sevdiklerimden biri.İki çocuğu var Claire ve Mitch.Dizi başladığında yakım zamanda karısından boşanmış ve genç ve güzel Gloria adlı bir kadınla evlenmişti.Dizinin başlarında bolca Jay'in Gloria'nın önceki evliliğinden olan oğlu Manny ile olan bocalamalarını izliyoruz.Torunlarıyla olan ilişkisi ise çok tatlı.Durmadan üç aile olarak görüştüklerinden dolayı gerçekten onları çok kıskanıyorum.İleride kendim bir aile kurduğumda aynı Jay'in sahip olduğu aileye sahip olmak istiyorum.


               Gloria Pritchett


Jay'in genç ve güzel karısı.Ve güzel demişken gerçekten çok güzel bir kadın.Fiziğiyle,yüzüyle kendine bakmasıyle tam bir imrenilecek kadın.Herkesin aklında bir soru var.Jay ile parasıyla mı evlendi diye.Dizideki karakterlerden biri çıkıp bu soruyu bana soracak olsa cevabım kesinlikle hayır olurdu.Ben bu kadını çok seviyorum ve bana kalırsa Jay'ı gerçekten seviyor.Oğlu Manny ile olan ilişkisi bir cıvık cıvık.Hangisi birbirini daha çok sıkıyor diye karar bile veremiyorum.




              Manny Delgado

Jay'in çekirdek ailesinden başlamışken ordan devam edeyim diye düşünerek üvey oğlu Manny'yi anlatmaya başlıyorum.Aslında her kızın hayali olabilecek derecede düşünceli bir çocuk.Fakat o yaşta kızlar genelde yaramaz çocuklardan hoşlanıyor.O yaş derkende dizinin başında beşinci sınıftaydı onu kastediyorum.Şiiir yazıyor,insanların dertlerini dinliyor,güzel tavsiyeler veriyor ve pasta yapıyor.Dünyalar tatlısı bir çocuk ama bu kadar düşünceli ve tatlı olması beni sıkıyor bazen.Git ve yaramaz ol diye bağırasım geliyor çocuğa.



              Claire Dunphy

Jay'in ilk gözağrısı ve biricik kızı.Aralarındaki ilişki her baba kızı kıskandıracak şekilde.Jay ilk çocuğunu erkek beklediği için Claire'ı biraz erkek gibi yetiştirmiş o yüzden kocasına göre daha sert bir kadın.Aynı zamanda güzel ve iyi bir anne.Çocukları için bazen fazla endişelendiği ve gizlice burnunu bir şeylere soktuğu oluyor.Fakat çokta kızamıyorum ona çocukları için çok endişelediğinden oluyor.Kocası Phil ona göre çok daha anlayışlı kaldığında çocuklar genelde hemen babalarına gidiyorlar ama tabii ki annelerini de çok seviyorlar.




               Phil Dunphy

Eski bir amigo ve aynı zamanda sihirbaz.Sık sık oğlu Luke ile sihirbazlık yapmaya devam ediyor.Küçükken hayali sihirbaz olmak iken hayatın gerçekleri yüzüne çarpınca emlakçı olan bir adam.Neyse ki işini çok seviyor da bu konuda üzülmeme gerek yok.Karısına göre bazı konularda yumuşak kalıyor bu yüzden daha çok onların dostu gibi.Her zaman kayınbabası Jay'in gözüne girmeye çalışıyor.İyi bir koca ve baba ama nedence her zaman içten içe Claire'ı haketmediğini düşünüyor.Hayır Phil tabii ki onu hakediyorsun sen olabilecek en düşünceli kocasın...



             Haley Dunphy

Güzel ve güzel olduğunun fazlasıyla farkında olan bir kız.Okulun fazlasıyka popüler kızlarından.Hiç mi hiç ders çalışmayan kızımızı Sarah Hyland canlandırıyor.Ben onu Disney Channel'ın Geek Charming adlı filmiyle tanımıştım hatta orda ki rolüyle de çok hoşuma gitmişti.Diziye başladıktan sonra ise en sevdiğim kitap serisi olan Vampire Academy'nin filmini izlemiştim.Orda Natalie adlı bir kızı oynuyordu ve diğer rollerinden farklı gelmişti bana.Her neyse Haley'e gelecek olursak dışardan bencil ve şımarık bir kız olarak gözüküyor olabilir ki bazenleri öyle ama bazenleri gerçekten çok iyi bir abla,kuzen ve evlat olabiliyor.Pek çaktırmasa da kardeşlerini çok seviyor.Azıcık deli bir kız ve sanırım benim en sevdiğim karakter Haley...



               Alex Dunphy

Bir insan kardeşlerine nasıl bu kadar benzemez?Ablası hiç ders çalışmaz ve güzelliğine düşkün takılırken,küçük erkek kardeşi durmadan yaramazlık yaparken kendisi saatlerce ders çalışıyor ve herşeyi biliyor.Durmadan Haley ile tartışıyorlar bu yüzden.Alex Haley'e "gerizekalı" diyor Haley Alex'e "çirkin kimse seni istemez" diyor özet olarak.Genel tartışma konuları bu yani.Her neyse bu kıza kendimi pek yakın hissedemiyorum.Benim derslerle pek alakam olmadığı için nerde çok ders çalışan karakter varsa pek yakın hissedemem.



                 Luke Dunphy

Ben bu çocuğu yerim!Küçüklüğünden beri çok tatlı bir çocuk.Hatta annesi sinirlendiğinde bu çocuğu yollar annene şirinlik yap derlerdi.Büyüdükçe çocuğa farklı bir tatlılık geldi.Şuan ben bu çocuğu oynayan kişiyle yaşıtım ama galiba karakteri bir yaş küçük.Neyse bu son sezonda iyice bir büyümüş tatlılaşmış.Yakışıklılaşmış...Karakterine gelecek olursak yaramaz bir çocuk ama tatlılığı sayesinde genelde affediliyor.Manny ile yaşıt oldukları için genelde beraber takılıyorlar.Babasıyla araları çok iyi beraber sihirbazlık yapıyorlar.Tatlı,sempatik bir çocuk ve genelde iyi bir kardeş ve evlat...



            Mitchell Pritchett

Evet...Üçüncü ailemize geçtik.Mitch Jay'in büyük oğlu ve babasıyla Claire kadar yakın bir ilişkileri yok.Hatta bana sorarsanız Claire'ı kıskanıyor Mitch.Ve babasıyla araları biraz garip çünkü Jay nedense hala Mitch'in eşcinsel olmasını tam kabullenemedi.Yargılamıyor ya da dışlamıyor ama yine de ona garip geliyor.Mitch ve sevgilisi Cam beraber yaşıyorlar ve bir kız çocuğunu Vietnam'dan evlat ediniyorlar.Lily adında dünyalar tatlısı bir bebek.Ve tabii baba olarak Claire gibi ailenin katısı o.Yumuşak olup çocuğu şımartan ise Cam.



             Cameron Tucker

Tatlı ve duygusal bir adam.Çiftlikte büyüdüğü için şehirli olan Mitch'ten farklılıkları var.Bazen bu farklılıklar aralarında sorunlara sebep oluyor ama olsun onlar birbirlerini gerçekten seven bir çiftler ki küçük Lily'yi evlat edindiler.Genelde Lily'ye Cam bakıyor çünkü Mitch işte oluyor.Sanatı ve sporu çok seven bir adam aynı zamanda hobi olarak palyaçoluk yapıyor.Ve bu Micth'i çok sinir ediyor...



          Lily Tucker-Pritchett

Küçüklüğünde ağlamaktan ve yemek yemekten başka pek bir işlevi olmasa da büyüdükçe dünyalar tatlısı bir cadıya dönüşüyor küçük kızımız.Yerim ben onu...

Not:Dizi hakkında olabildiğince spoiler vermemeye çalışarak yorumlarımı yazdım ve tanıttım.Herhangi bir spoiler verdiğimi düşünmüyorum çünkü bende hassasım bu konular.Onun dışında son sezondakiler bunu okurken bahsetmediğim şeyleri farkederler ama spoiler vererek tadı kaçırmak istemediğim için olabildiğince ilk halini yazdım.Tanıtımlarda da böyle tanıtılıyor ama bu benim yorumum :) 

Hadi ben Modern Family izlemeye...Görüşürüz...

29 Ağustos 2014 Cuma

Yaban Ellerde Hasta Olmak



5. Ve 6. Gün

İstanbuldayken her gün sabahlıyordum.Okul varken izleyemediğim dizileri bitirmem gerekiyordu çünkü Amerika'dayken izleyemeyeceğimi biliyordum.Sabahlarken gözümde böyle bir şey varmış gibi bir his oluyordu.Uykusuzluktan diye düşünüyordum ama Amerika'ya gidincede devam etti.En son lensim kaydığında düzeltiyim derken katladım.Her zamanki becerikli ben bir keresinde çıkarıcam derken gözümde parçalamıştım da gittiğim doktor meslek hayatında ilk defa böyle bir şey gördüğünü söylemişti.Neyse lens katlandıktan sonra dahada beter oldu gözüm.Ertesi gün okula gittiğimde bir anda yanmaya başladı ve gözümün beyazı tamamen kırmızıya başladı.Hemen lensleri çıkardım okuldan bana doktor adresi vermesini istedim.


Otobüse bindik kızlarla ama deli gibi yanıyor gözlerim.Zaten hiç bir şey görmüyorum moralim fena halde bozuldu.En sonunda doktora vardığımızda bana ne dediler?18 yaşından küçükler refakatsiz doktor göremezlermiş.Eğer böyle bir durumda kalırsanız aklınızda bulunsun tek başınıza doktora gitmeyin.

Okula geri döndük bu yüzden ve herkesin işi varmış refakatçi veremiyorlarmış.Bu sırada kırmızılığı dahada artmıştı.Vampir günlüklerini izleyenler bilir vampirler vampir yüzüne geçince gözlerinin akı tamamen kırmızıya döner.Aynı öyle olmuştu.



İzlemeyenler için örnek olarak böyle olmuştu gözlerim.

Normalde önümüze baktığımızda kenarlarıda görürüz ya işte sağ gözümle kenarları görmemeye başladım.At gözlüğü takmışım gibi böyle.İyice korkmaya başladım bu yüzden.

Annemde sabaha kadar oturdu bizim saatlarimizle akşam üzeriydi.Beni götürmüyorlar diye çok sinirlendi.Konsolosluğu aramış böyle bir şey olabilir mi?

Sonunda host mother'ımı aramak geldi aklıma.Annem izin kağıdı imzalayıp attı.Kağıdı aldıktan sonra transit center'da  Melody'yi bekledikten sonra doktora yeniden gittik.Bu sefer neyseki aldılar beni.

Bir kağıt veriyorlar üzerinde doktorun soyadı ve MD yazıyor.House Md gibi.Anlamını anlamamıştım diziyi izlediğimde bazı şeyleri yaşayınca anlıyormuşsun.

Doktorun yanına girdim gözlerime baktı.Gözümü çizmişim büyük ihtimalle lenslerimi çıkarırken.Uzun tırnakla lens kullanmayın derler hep nedense bu öneriye hiç kulak asmamıştım.Ama siz siz olun bu acıları çekmemek için lenslerinizi düzgün kullanın.Göz cidden çok önemli.Doktor merhem yazdı.Eve gittikten sonra bu sefer Lindsey beni eczaneye götürdü.Tabii orda 16 yaşından itibaren arabaları olabiliyor o yüzden onun arabasına geçtim bu kez.



Ertesi gün klasik amerikan kahvaltısı ettik.Krem peynirli bagel,meyvelerin üzerine yoğur onun üzerinede cornflakes.

Bagelları çok sevdim ama o meyveli yoğurt olayını hiç beğenmedim.Nerde benim menemenlerim?

Okula gittim ama lenslerim yok ya gözümde hiç bir şey göremiyorum.Amerikaya gitmeden gözlüğümü kırmıştım fazla kullanmıyorum diye yaptırmamıştımda.Tahtayı göremeyince tahtanın fotoğrafını çekip ekrandan bakmak zorunda kaldım.




Okuldan sonra sahile gittik yüzelim dedik.Ama nasıl pis anlatamam.Birde Arsuz'unn sahillerini eleştirirdim ben.Ayağımı soktum sadece zaten buz gibi heryer yosun nasıl geri kaçacağımı şaşırdım.Arsuz'da deniz sıcacıktır hiç alışık değilim bu yüzden.Zaten okyanustaki yaratıklar hakkında değilik değişik düşünceler geçiyor aklımdan.Başta köpekbalıkları.

Sahili beğenmeyince çıktık State Street'e döndük.

Hayalkırıklığını amerikanlar nasıl geçirir?Tabii ki dondurmayla.Madem amerikadayız amerikan kültürünü öğrenelim biraz ;)


Cold Stone'un dondurmaları ilk bir kaç yiyişte çok güzel oluyor.Cidden değişik ama bir kaç yiyişten sonra insan bıkıyor.


Bizim beşli...

28 Ağustos 2014 Perşembe

Amerikaya Gidip Türk Arkadaş Bulmak

4.Gün

Sabahım sınıfımı aramakla geçti.Bulduğumda Rüya da ordaydı neyseki.

Hocamız derse geç kalmış onun yerine başka biri girmişti.Bayağı eğlenceli bir adamdı ama ikinci ders kendi hocamız girdiğinde ciddi bir şok yaşadık o eğlenceli hocadan sonra.Sultan Süleyman'ın sakalıyla yarışcak bi sakal vardı.Öyle yavaş konuşuyordu ki sanki kafasına silah dayamışlar öğretmen olucaksın demişler.Tatilde okula gelen bir gerizekalıyım ben diye düşünüyordum o hoca sayesinde.

Okuldan sonra Zeynep ve Buse geldi bu sefer yanlarında Su da vardı.Onunla okulda tanışmışlar zaten Türkleri bulmak kolay oluyor.

Şimdi ki olayı anlatmadan önce bir önceki gün yaşadıklarımızı anlatmam gerekiyor.Sokakta yürürken bir çocuk karşıdan geliyordu bizde bağıra bağıra Türkçe konuşuyorduk.Çocuk zank diye durdu ve "Oha Türk" dedi.Orda onunla tanıştıktan sonra state street'te gezerken onun arkadaş grubunu gördük."Türkler,Türkler" diye bağırıyorlarda biz geçerken.

Aynı grubu disneyland gezisini satın almaya giderken gördük.Koltuklarda oturmuşlar 6,7 erkek böyle küfürlü konuşuyorlar ama öyle böyle değil.Rüya durdu ve "Aaa Türkler,"dedi dalga geçer gibi.Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.Onlarda tanıştık yarısı normal kampüste yarısı da Westmont'taymış.

O işi hallettikten sonra okul müdürümüzle Zeynep ve Buse'yi kendi okulumuza almak için konuştuk ama nafile.Normal kampüs çok kalabalıkmış.Westmont boş olduğu için siz geçebilirsiniz dedi bize.

Tamam geçmek isterim bende Buse ve Zeynep'le olmak isterim ama ne yazık ki o gün okulda bir çocuk görmüştüm.Oradan gidersem asla tanışamayacağımı biliyordum.

Gezerken Zeynep nasıl başımın etini yedi o okula geçelim diye.Çok güzelmiş,yemekhanesi varmış,yeşillikler içindeymiş...Her şeyini ama her şeyini övüyor bana.Kabul edesim gelmiyordu değil şimdi.Sonra nerden öğrendim hatırlamıyorum galiba biri o çocuktan bahsediyordu ve o çocukta Westmont'taymış.Çocuk öylesine gelmiş normal kampüse (gezileri ordan satın alıyoruz,işlerimizi ordan hallediyoruz,langırt ve bilardo var o yüzden gelmiş olmalı)Öğrendiğim an hiç çaktırmıyorum ama tamam geçelim dedim.Okula dönüyoruz okulu değiştirmek için.Sonra Zeynep bu sefer "Bak senin çocuk bizim okuldaymış hadi yine iyisin."tarzı bir şeyler dedi.Bende sanki hiç bilmiyormuşum gibi "Aa öyle mi?" diye sordum.

Okuldan çıktıktan sonra biraz daha gezdik ve eve döndük.Eve dönünce host sisterımız Lindsey bizi sahile götürmek istedi.Evleri okyanusa çok yakın bu yüzden sabahları çok soğuk oluyordu zaten.


 
 


 

Fazla popüler bir sahil olmadığı ve akşam saatlerinde gittiğimiz için bomboştu.Bir kaç kişi sörf yapıyordu sadece.

Eve döndüğümüzde kadın bize çok güzel bir yemek hazırlamıştı.Bir ay boyunca hazırladığının en iyisi buydu hatta.



Onlarında kumpirleri varmış!!Tam aynısı değil ama olsun...

Okulun İlk Günü



3.Gün

Sabah o yorgunluğun üzerine birde erkenden kalktık.Jet-lag'da cabası zaten.

Önceki akşam yemek yemediğimiz için çok acıkmıştık ve evde kimse uyanmamıştı.Nasıl bir şeyler yiyeyeceğiz diye düşünürken neyseki kadın uyandı ve sebzeli değişik bir omlet hazırladı yerken durmadan nerde benim menemenim diye düşünüyordum.

Sonra otobüse bindirir yollar bizi diye düşünürken bizi araba ile bıraktı kaybolma korkumu erteledim host mother'ım sayesinde.

Okulun bahçesinde kayıt işlemlerimizi tamamlamamız gerekiyordu bu yüzden bahçe çok kalabalıktı.Çok güzel bir görüntüydü herkes farklı bir ülkeden farklı farklı dilleri duyuyorsun.

Rüya ben ve Miray aynı okuldaydık ama Buse ve Zeynep 16 yaşlarını doldurmadıkları için Westmont adlı üniversiteye gidiyorlardı.Biz ise normal kampüsteydik.

Bizi kuralları ve okuldaki işleyişi anlatmak için toplantı odasında topladılar.Bizim ülkemizin kural açısından daha rahat olduğunu anlamış bulundum.

*18 yaşından küçüksen gece 10'dan sonra sokakta dolaşmak yasak.(Polisler farkederlerse içeri alıyorlarmış.Ne kadar doğru bilemiyorum beni hiç farketmediler belki de)

*Sokakta sarhoş gibi yürümek yasak.Geceleri gülerek yürümeye korkuyorduk sarhoş sanıp içeri alacaklar diye.

*21 yaşından küçüksen alkol kullanmak yasak zaten ve 21 yaşından büyük biri 21 yaşından küçüklere verirse o da suçlu oluyor.Geçen yıllarda büyük biri 18 yaşındaki birine içki almış.Çocuk sarhoş olunca bir arabanın altında kalmış ve şuan içkiyi veren kişi hapisteymiş.

*Polis gördüğün zaman polis dememeliymişiz.Bizde memur diyorduk aramızda bir şey anlamıyorlardı.

*Kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçmenin cezası 200 dolar.(Ve biz Türk grubu olarak durmadan bu kuralı yıktığımız için sermayeyi kediye yüklerdik ama neyseki hiç yakalanmadık.)



Toplantı bittikten sonra Buse ve Zeynebin gelmesini beklemek ve karnımızı doyurmak için Aldo's adlı italyan restorantına gittik.Eğer yolunuz Santa Barbaraya düşerse kesinlikle makarnasından yemeniz lazım bence.



Yemekten sonra kızlarla buluştuk.Kırk yıldır birbirimizi görmemişiz gibi birbirimize koşup bir sarıldık.Yanlarında Zinnure'de vardı.Onunla uçağa binmeden önce tanışmıştık.

Kitaplarımızı almak için okula geri dönmemiz gerekiyordu.Okuldan kitapları alırken aynı zamanda eve giden yol tarifimiz için yardım istedim.Tarifi almama rağmen içimde korku vardı.


O gördüğünüz siyah kısımları yürümemiz gerekiyordu.Nasıl doğru sokaktan sapacağız diye bir endişe çökmüştü içime.

Kızlarla State Street'i keşfedelim diye gezinmeye başladık.Zaten State Street Santa Barbara'a gezilebilecek tek yer.Bütün restorantlar ve mağazalar orda.Bir de gezilmelik olarak Isla Vista var.Orasıda tüm partilerin olduğu yer.

Keşiften sonra eve gitme zamanı gelmişti.Bütün otobüslerin bulunduğu Transit Center'a gittik.Orda otobüsümüze bindik ve hangi durakta ineceğimizi bilmiyoruz.Otobüs şoförüde sağolsun yardımcı oldu ama yine de o da tam bilmiyordu nerde 

inmemiz gerektiğini.Sonra Miray "Burası," dedi.İndik orda.Sabah kadın bizi bırakırken Mc Donalds görmüştüm ve neden bilmem Mc Donalds diye mırıldanmıştım.Miray'da Mc Donalds'ı görüp evimizin yakında olduğunu anlamış.Sabah neden mırıldandığımı anlamamıştım ama demek ki evimizi bulalım diyeymiş.

15 dakikalık yürüyüşten sonra evimize vardık.Hemde kaybolmadan.

Akşam kadın bize taco hazırlamıştı.Ve onlar yediğim en güzel tacolardı.Hala jetlag olduğumuz için erkenden uyumuşuz.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Varış

2.Gün

Yolculuk toplam 30 saat kadar sürdüğü için ikinci güne geçiyorum.

Uçakta bize iki kağıt vermeleri gerekiyordu doldurmamız için ama bize bir tane vermişler.Pasapot kuyruğunda ikincisini doldurmakla uğraştığımız için bavul alım yerine bayağı bir geç kaldık.Koştur koştur oraya gittik bir yandan şirketten gelen ekibin bizi bırakmamış olmaları için dua ediyoruz.Bir baktık bavullarımız yok.Başımdan aşağı kaynar su dökülmüş gibi oldum hemen diğer tarafına geçtim ve kendi bavulumu gözüme kestim.Üzerine tanımak için oyuncak koyduğum için bayağı bir kolay oldu.

Bavulumuzu alıp çıktığımızda (ki bu çok komik bir görüntüydü resmen kendi boyumuzdaki bavullarla cebelleşiyorduk) şirketin çalışanlarını aramaya koyulduk.Gitmiş olma ihtimallarini aklımdan silmeye çalışıyordum.Eğer gitmişlerse ilk uçakla Türkiye'me döneceğim diye planlar yapıyorum kafamda.Şirketin adını gördüğümüzde sevinçten uçtuk resmen.

Havaalanından dışarı çıktığımızda annemi arayıp beni geri almasını söyleyesim geldi çünkü şehir bana o kadar büyük geldi ki korkmamak elde değildi.Yarım saat kadar bekledikten sonra otobüs geldi.Santa Barbara'ya giden yolun tamamı yeşillikti.Cidden bu kadar yeşilliği belgrad ormanında bile gördüğümü sanmıyorum.Her yeri görmek istiyordum ama gözlerim kararıp duruyordu.Yarı izledim yarı uyudum.Bir saatlik yolculuğun sonunda bizi okula bıraktılar.Evlere dağıtılmamız için taksiler çağırmışlardı Winona (doğru yazdım mı emin değilim) , Zeynep ben ve Miray aynı taksideydik.Bizim adresimizi yanlış vermişler iki saat adresimizi aradık daha sonrada bizi eve bıraktığında evde kimse yoktu.Adresi zar zor bulduğumuz için doğru adres mi emin de değildik geri taksiye bindik.Önce Zeynebi sonra Winona'yı bıraktıktan sonra Miray ve ben bizim evimize geri döndük.Bir umut yola bakıyoruz gelsin kadın diye.Issız bir yol kimsede geçmiyor.Sonra bir araba girdi dua ediyorum kadın olsun diye ve oydu!Kadınla tanıştık sarışın çok genç gözüken bir kadındı.Ev klasik bir amerikan eviydi.Tek katlı bir evdi.Ev küçüktü ama evin iki katı bahçesi vardı.Bahçede jakuzileri ve trambolinleri vardı.Odamızda bir buçuk kişilik bir yatak ve iki kişilik koltuk vardı ve kadın birimizin koltukta yatacağını söyledi.Ben hemen atladım bir arkadaşız aynı yatakta yatabiliriz diye.O minik koltuğa sığmamızın imkanı yoktu çünkü.Kadın pencereyi gösterip kedileri Bella'nın sadece bu pencereden girdiğini söyledi.Bende eğildim pencereye kedi dışarda mı diye ve kedi saniyesinde üzerime atladı.Tabii bastım çığlığı...Bizim host mother ben gidene kadar bunu hatırlattı ilk günden bir güzel rezil oldum yani.

Hemen wi-fi'nin şifresini aldık ve benim deyimimle insanlığa dönüş yaşadık.Hemen annemle kardeşimle konuştum gelen mesajlara cevap verdim ve bizim diğer kızlara durumlarını sormak için mesaj attık.Ne yazıkki evini ve ailesini seven bir tek bizdik.Zeynebin evi kalabalıktı ve ev çok küçüktü.Rüyanın evi üç katlıydı ve sürü insan yaşıyordu host mother'ı sadece öğrencileri ağırlamıyordu evini aynı zamanda kiralıyorduda.Rüya evde her gün daha önce tanımadığı insanlarla karşılaşıyordu o derece kalabalıktı.Buse'nin evinde birisi hastaymış diye onu bir rezidansa koymuşlardı ilk gün için ve orda tekti.Herkesin durumu limoni olduğu için ailemi ve evimi çok sevmiş olmam yüzünden  vicdan azabı çektim bir süre.Şans biraz bu işler galiba...




Bizimkiler kaybolmayalım diye odamıza bir harita bile asmışlardı.

Bir süre sonra host sister'ımız geldi eve.Kız yüzücü/can kurtaran olduğu için denizden gelmişti.Güzel sarışın bir kızdı ve çok cana yakındı bizden sadece bir yaş büyüktü o yüzden iyi anlaşmıştık.

Uykumuz erken geldiği için akşam yemeğinden önce saat 8 gibi uyuduk zaten dinlenmemiz gerekiyordu ertesi gün okul vardı...

24 Ağustos 2014 Pazar

Evden Uzak Bir Ay




1.Gün

İlk defa ailemden uzak kalışım değildi.İlk defa ailemsiz yurtdışına çıkışımda değildi ama özeldi çünkü önceki gidişimde başımızda okulumuzdan bir hocamız gelmişti.Bizimle onun ilgileneceğinin rahatlığı vardı.Bu sefer gittiğim şirket okulumuzdan bağımsız bir şirketti ve tek başımaydım.

Uçağa saatler kaldığı zaman her zaman kavga ettiğim kardeşimle kavga etmeyi bile kestik.O ağlamaya başladı ordan sonra ipler bende kopmuş gidene kadar ağladım.

Uçağımız sabah altıda olduğu için arkadaşlarımla hiç uyumama kararı almıştık.Uçakta uyuruz nasılsa diye.Bütün akşam birbirimize "Son çay,son döner" gibisinden snapler attık.Kardeşim uyumamakla inat ettiği için 3'e kadar onunla beraber oturduk sonra gittik babamı uyandırdık.3 buçuk gibi yola çıktık.Havaalanına gittiğimizde arkadaşlarımla birbirimize koşup sarıldık.Birbirimizden cesaret almaya çalışıyorduk.Check in'imizi ve bavul verme işlerini hallettikten sonra sıra gelmişti pasaport sırasına girmeye.Ordan sonrasına ailemiz gelemiyordu.Gözlerim dolsada geri atmaya çalışıyordum ama kardeşim çoktan ağlamaya başlamıştı bile.Zar zor ailemden ayrıldıktan sonra pasaport kuyruğuna girdik.Sabah saati olduğu için boştu normalde uzun bir sıra beklememiz gerekirdi.Tek başımıza nasıl uçağı bulduk nasıl attık hiç bir fikrim yok ama başımızda birinin olmaması beni çok korkutuyordu.



Uçağın içinde gerim gerim gerilmemize rağmen uçağın kalkış anını çekmek istedik.Tam kalkarken cama su sıçradığı için pek de hoş bir görüntü olmadığı için hala yerdeykenki halinin resmini koyuyorum.

4 saatlik uçak yolculuğu sonucunda Amsterdam'a vardık.Tek başımıza aktarmayı yapmamız gerekiyordu.Doğruyu söylemek gerekirse en çok korktuğum kısım buydu.Amerikaya vardığımızda arayabilceğimiz şirket yetkileri olacaktı ama burda yapayalnızdık.Neyse ki korktuğum hiçbir şey olmadı ve uçağımıza varabildik.14,15 saatlik bir yolculuk olacaktı neredeyse yarısından fazlasında uyudum.

Los Angeles'a vardığımızda pasaport kontrolüne gittik.Cem Yılmaz'ın Fundamental'ı yüzünden geriliyoruz "What is your purpose of visit?" diye soracaklar diye.Neyseki fazla zorlamıyorlar ve ülkeye giriş yapabiliyoruz.

Geriye sadece şirketten bizi karşılamaya gelenleri bulmak kalıyor.





Günün geri kalanını anlatmak yerine önce gittiğimiz yer hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.Santa Barbara Los Angeles'ın yörekentidir.Sessiz sakin bir kasaba olarak düşünebilirsiniz.Gerçi Elliot Rodger'ın yaptığı katliam orda gerçekleşmişti biz oraya varmadan bir hafta kadar önce.Onun dışında sakin bir kasaba.Los Angeles gibi bir dolu palmiyeleri olan doğallıklar içinde bir şehir.

Diğer yazılarımda Santa Barbara ve orada geçirdiğim bir ay hakkında bahsetmeye devam edeceğim...